<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Bydigi Blog</title>
	<atom:link href="http://www.bydigi.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bydigi.org</link>
	<description>Kültür-Sanat ve Edebiyat Adına Yararlı Bilgiler</description>
	<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 06:44:15 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Hayati Seviyorlardı</title>
		<link>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/hayati-seviyorlardi.html</link>
		<comments>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/hayati-seviyorlardi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 06:44:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Botan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler, Denemeler]]></category>

		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>

		<category><![CDATA[Hayati Seviyorlardı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bydigi.org/?p=315</guid>
		<description><![CDATA[
 
Böyle şeyler filmlerde olsa koşa koşa izlemeye gideriz. Romanı yazılsa kapışır, ağlaya sızlaya okuruz. Lakin &#8220;gerçek&#8221; olunca hiçbirimiz ilgilenmedik.
Bir siyasi mahkum, hapis cezası bittiği halde, ilkeleri uğruna dört duvar arasında kalmayı seçti ve aldırmadık. Doçent doktor Haluk Gerger, bir törene gönderdiği mesajda suç unsuru bulunduğu gerekçesiyle Terörle Mücadele Yasası&#8217;nın ünlü 8. maddesinden dolayı içeri girmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bydigi.org/wp-content/images23.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-316" src="http://www.bydigi.org/wp-content/images23.jpg" alt="" width="105" height="77" /></a></p>
<p> </p>
<p>Böyle şeyler filmlerde olsa koşa koşa izlemeye gideriz. Romanı yazılsa kapışır, ağlaya sızlaya okuruz. Lakin &#8220;gerçek&#8221; olunca hiçbirimiz ilgilenmedik.<span id="more-315"></span></p>
<p>Bir siyasi mahkum, hapis cezası bittiği halde, ilkeleri uğruna dört duvar arasında kalmayı seçti ve aldırmadık. Doçent doktor Haluk Gerger, bir törene gönderdiği mesajda suç unsuru bulunduğu gerekçesiyle Terörle Mücadele Yasası&#8217;nın ünlü 8. maddesinden dolayı içeri girmiş ve 20 ay yatmıştı. Kalan cezası karşılığı ödemesi gereken 208 milyon lirayı taksitle ödemeyi kabul etse &#8220;özgürlüğüne kavuşacak&#8221;, bizim gibi evinde &#8220;rahat&#8221; uyuyacaktı. Ama yapmadı. Dışarı yolladığı açıklamada &#8220;Kamuoyunun dikkatini bu çağdışı maddeye çekmek için hapisten çıkmayacağım&#8221; dedi. Bu protestosu amacına ulaştığında parayı ödeyip, özgürlüğünü satın alacağını söyledi.</p>
<p>Lakin kamuoyunun dikkati, o aralar Yılmaz -Çiller görüşmesindeydi. Çiller Yılmaz&#8217;a öğretmen edasıyla &#8220;Söyle bakiyim, isçilere kaç para vereceksin&#8221; diye sormuştu. Onlar görüşürken kapıda onbinlerce işçi &#8220;istifa&#8230; istifa&#8230;&#8221; diye bağırıyordu. Ama tek başına Vehbi Koç&#8217;un &#8220;Birleşin&#8221; demesi daha önemliydi. O, manşet oldu. Haluk Hoca tek sütuna bile haber olamadı.<br />
Oysa herhalde Haluk Gerger de en az Vehbi Koç kadar hayatı seviyordu. Arada içerde efkarlandığında &#8220;Ne güzeldir yollarda olmak şimdi&#8221; diye şarkılar mırıldanıyordu belki&#8230; Ama kavgayı seçmişti bir kez ve kavga bazen kendi isteğiyle hayattan vazgeçmeye zorluyordu insanı&#8230;</p>
<p>Elbet İsmail Beşikçi de seviyordu hayatı&#8230; Ama cezası yüz yılı bulduğu halde düşüncesini yazmaktan caymayarak vazgeçiyordu hayattan&#8230; Tıpkı onların yazdıklarının altına suç olduğunu bile bile gönüllü imza atan ve DGM&#8217;de yargılanan yüz aydın gibi&#8230;</p>
<p>Mesut Yılmaz, &#8220;Asıl O bana &#8216;Buyrun&#8217; diyerek kapıyı gösterdi&#8221; diyordu. Basın, hangisinin doğruyu söylediğini araştırıyordu yana yakıla&#8230; Pazarlıklar sırasında canı sıkılan muhabirler Yılmaz&#8217;ın köpeğiyle, Çiller&#8217;in kedisini haber yapıyorlardı. Türkiye&#8217;yi ziyaret eden Portekiz Cumhurbaşkanı Soarez, Akmerkez&#8217;i görünce şoke olmuş ve Demirel&#8217;e &#8220;Ne kadar gelişmişsiniz&#8221; demişti.</p>
<p>Soarez, Haluk Gerger&#8217;i tanımıyordu ki&#8230;<br />
Muhtemelen Hasan Ocak da seviyordu hayatı&#8230; Cesedi, Beykoz&#8217;da bir şarampolde bulunmuştu. Bir bağla boğulmuştu. Bağ izi, gırtlağının az solundan başlayıp, sağ kulağı biraz geçince yokoluyordu. Belli ki yere yüzükoyun yatırılıp, suratı sola çevrilmiş ve ensesine basılarak boğulmuştu.</p>
<p>Ne ilginçtir ki Rıdvan Karakoç&#8217;un cesedi de yine Beykoz&#8217;da aynı şarampolün aynı tarafında bulunmuştu. O&#8217;nun da gırtlağının aynı yerinde aynı bağ izi vardı. Son 18 ayda böyle 290 ceset bulunmuş ve kimlikleri tespit edilemediğinden &#8220;kayıp&#8221; ilan edilmişlerdi. Kimsesizler mezarlığı onların cesetleriyle doluydu.</p>
<p>Tansu Çiller, &#8220;Bir bürokratın cesedi üzerine politika yaptırmam&#8221; diyordu. DGM savcısı, Odalar Birliği&#8217;nin Güneydoğu Raporu&#8217;nu okuyordu. Cezaevlerinde 1.70 boyundaki tutuklular, kendilerini 1.40 boyunda ranzalara asıyorlardı.</p>
<p>Yıllarını sürgünde geçiren Şanar Yurdatapan, aylardır benzersiz bir mücadele vererek, düşünce suçunun önüne aydınlardan bir set örmeye çalışıyordu, her duruşmada özgürlüğün gönüllü bir neferi olarak mahkeme kapısına dikilerek&#8230;</p>
<p>Yaşar Kemal, mahkemeye gitmekten, roman yazamadığından yakınıyordu. Türkiye, birkaç kez edebiyatta ıskaladığı Nobel&#8217;e şimdi barış dalında adaydı: Hem de Leyla Zana ile&#8230; En verimli yıllarını hapiste ve sürgünde tüketen Yılmaz Güney&#8217;in görüşlerinden ise şimdi eşi yargılanıyordu. Çünkü Fatoş Güney suç olduğunu bile bile eşinin röportajlarını bir kitapta toplamış ve yayınlatmıştı.</p>
<p>Aslında onlar da hayatı seviyorlardı ama inançlarına duydukları saygı, bazen hayata duydukları sevgiyi erteliyordu. Sevgi, bazen vazgeçmeyi gerektirirdi.</p>
<p>Mesut Yılmaz, &#8220;Ben senin öğrencin değilim&#8221; diye masaya yumruk vurmuştu. Son birkaç yıldır sürekli olarak hükümette kriz haberi yazan kalem erbabı, nihayet beklenen krize ulaşmış olmanın şevkiyle çeşit çeşit kriz yazısı yazıyordu. Haluk Hoca bu telaşta tek sütuna bile girememişti.</p>
<p> </p>
<p>Neyse ki tarihin hafızası var&#8230; Bugünlerde Fransız direnişçilerinin son mektuplarını okuyorum. Kitabın adı: &#8220;Hayatı seviyorlardı&#8221;.</p>
<p>2. dünya savaşında faşizme direnen Fransız devrimcilerinin ölüme giderken yazdıkları mektuplar var kitapta&#8230; Her biri eşine az rastlanır birer soyluluk ve cesaret belgesi&#8230; Darağacının hemen altında &#8220;Birazdan mutlu yarınları hazırlayacağım&#8221; diye not düşüyorlar tarihe&#8230; Sevdalılarına bıraktıkları küçük notlar, &#8220;Elveda küçüğüm&#8221; diye başlıyor: &#8220;Elveda birbirimizi sevdiğimiz bütün o kuytu köşeler!&#8230; Seni başkasına bırakmaya halim yok, ama bir gün çocuğun olursa eğer, O&#8217;na benim adımı ver&#8230;&#8221;</p>
<p>Şimdi o isimle doğan çocuklar, kuşaklar sonra özgür ve demokratik bir Fransa&#8217;da yaşıyorlar. Onlara isim verenlerin mektupları, hiçbir karanlığın ebediyen süremeyeceğini belgelercesine ışık saçıyor yıllar ötesinden&#8230;</p>
<p>Çünkü onlar hayatı seviyorlardı. Sevdikleri hayatı varetmek için seve seve ölüme gittiler. Ve hayat, onlar sayesinde yaşanılır oldu.</p>
<p>Ya siz?&#8230; Bedelini ödeyecek kadar seviyor musunuz hayatı</p>
<p> </p>
<p>CAN DÜNDAR</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/hayati-seviyorlardi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gözlerinin Birinde Kamera Varmış</title>
		<link>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/gozlerinin-birinde-kamera-varmis.html</link>
		<comments>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/gozlerinin-birinde-kamera-varmis.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 06:40:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Botan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler, Denemeler]]></category>

		<category><![CDATA[cezmi ersöz]]></category>

		<category><![CDATA[Gözlerinin Birinde Kamera Varmış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bydigi.org/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[
 
Söylemistim sana, ask benim kurtulusum, solugum, özgürlügümdür, diye. Bu siradan, bu bayagi hayattan, bu günlük, bu insani haysiyetsiz birakan korku ve kaygilardan, hesaplardan, kendimi korumak için girdigim rollerden, baskilardan, askimla çikabilirim ancak; ask benim için ya hep ya hiçtir, diye.
Çünkü ben sizler gibi olamadim bir türlü. Sizler çok &#8220;duygusalsiniz! &#8221; Hormonlarinizin size her mevsim oynadigi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bydigi.org/wp-content/images22.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-314" src="http://www.bydigi.org/wp-content/images22.jpg" alt="" width="73" height="118" /></a></p>
<p> </p>
<p>Söylemistim sana, ask benim kurtulusum, solugum, özgürlügümdür, diye. Bu siradan, bu bayagi hayattan, bu günlük, bu insani haysiyetsiz birakan korku ve kaygilardan, hesaplardan, kendimi korumak için girdigim rollerden, baskilardan, askimla çikabilirim ancak; ask benim için ya hep ya hiçtir, diye.<br />
Çünkü ben sizler gibi olamadim bir türlü. <span id="more-313"></span>Sizler çok &#8220;duygusalsiniz! &#8221; Hormonlarinizin size her mevsim oynadigi küçük oyunlara kapilip âsik oldugunuza inaniyor ve hemen kapilip gidiyorsunuz; ya da sizler ask diye birbirinizi kulllanarak hayatin sizde açtigi yaralari iyilestiriyor, yipranmis benliklerinizi onariyorsunuz. Sonra da geçip giden yazlarin ardindan ve güçlenmis egolarinizla hesapli ve korunakli iliskilerinize geri dönüyorsunuz. Beraberliklerinizin ya da ask sandiklarinizin ardinda hep bir dönüs kapiniz açik sizin. Sizler mevsimlik asklarinizdan geriye oldugunuz gibi geri dönersiniz. Bense çiktigim yolculuktan sakatlanmis olarak dönerim! Hiçlige&#8230; ve bir kez daha ölmüs olarak. Tipki seninle yasadiklarimdan sonra hissettigim gibi&#8230; Söylemistim, sana duydugum ask, içimde derin ve ölümüne bir kök saldi diye. Sense benimleyken hayatin sende açtigi yaralari iyilestirmis, yipranmis benligini onarmis, kirginliklarini, korkularini, zaaflarini bana yüklemis, sana güven veren, korunakli iliskine geri dönmüstün. O kötü enerjini geçirdigin sahipsiz bir toprak olmustum sana&#8230;</p>
<p>Onu sevdigimi anladim, ona dönmeliyim, demistin. Simdi benim kanimla yeniden güçleniyor iliskiniz. Simdi ona okudugun, ama benim sana yazdigim ask siirleriyle, öyküler ve yenidendogus efsaneleriyle besleniyor yakinliginiz. Simdi iliskinize benim çaresizligim, itilmisligim heyecan katiyor. Benden sevgini esirgeyerek, beni ölümün kucagina birakarak ona döndün. Ne farki var öyleyse beraberliklerinizin, iliskilerinizin bu asagilik, bu adaletsiz, bu esaret dolu hayattan? Iliskiniz benim safdisi edilmemle taçlaniyor simdi&#8230; Safdisi etmek! .. Bu hayati ne güzel özetliyor! ..</p>
<p>Bilmeni isterim, sandigin gibi sadece kadinlar askla sevistikleri erkeklere baglanmaz, kimi erkekler de askla sevistikleri kadinlara baglanirlar. Savruk yillarin soldurdugu bedenimin simdi sana umutsuzca baglandigi gibi&#8230;</p>
<p>Uzun süre sana âsik olmamak için direndim. Sonra bu direnmeye daha fazla dayanamayacagimi anlayinca açtim kapilarimi. Ve kendimi hiç korumadan yasamaya basladim seninle. Çünkü buydu benim için askin dogasi. Kimse kendini korumaz. Ya hep ya hiçtir ask. Ve askta yarin yoktur. Birlikte yolculuga baslanir: Içerilere, kalplere, çocukluga. Sefkatin ve sevginin esirgendigi günlere. Sonra o sevinçli istiraba&#8230; Bense sana inanmis, kalplerimize bu yolculugu yaparken seni yanimda sanmistim. Oysa sen benimle bu yolculuga çikarken ardinda hep açik bir kapi birakmistin; kaybolmamak ve çok aci çekmemek için ve sonra güvenli, korunakli iliskine geri dönebilmek için. Oysa sevgili, böylesi yolculuklara çikarken geriye bakilmaz, tereddütlere düsülmez&#8230; Yitirmeyi ve çok aci çekmeyi göze almadan kimse kurtulamaz bu adaletsiz hayattan, bu sefil esaretten&#8230; Kimse gerçekten âsik olamaz.</p>
<p>Ben yitirmeyi ve çok aci çekmeyi göze aldigim bu yolculukta, bu inancimin coskusunu yeniden yasamak için her defasinda gözlerine bakmistim. Yazik, görememisim, gözlerinin birinde kamera varmis! ..</p>
<p>Simdi sen hiçlige biraktin beni. Ben bu hiçligin içinden çikip çok güç de olsa varligimi, yani özgürlügü yeniden bulabilirim. Ya sen sevgili, gözünden hiç çikarmadigin o kamerayla ve çok aci çekmekten ve yitirmekten hep korkarak yasarsan nasil kurtulacaksin bu esaretten, bu adaletsiz dünyadan? ..<br />
cezmi ersöz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/gozlerinin-birinde-kamera-varmis.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uyurgezerler</title>
		<link>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/uyurgezerler.html</link>
		<comments>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/uyurgezerler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 06:37:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Botan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler, Denemeler]]></category>

		<category><![CDATA[Halil Cibran]]></category>

		<category><![CDATA[Uyurgezerler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/uyurgezerler.html</guid>
		<description><![CDATA[
 
doğduğum kentte uykularında gezen bir ana kız yaşardı.
bir gece dünyayı sessizlik kucaklamışken uykuda yürüyen anneyle kızı sisle örtülmüş bahçelerinde karşılaştılar.
Ve anne dedi ki, &#8220;sonunda, sonunda düşmanım! Benim gençliğimi parçalayan sen-kendi hayatını benimkinin kalıntıları üstüne kurdun! Seni öldürebilmeyi isterdim!&#8221;
Ve kızı dedi ki, &#8220;Ah kin dolu kadın, yaşlı bencil! Özgür benliğimle aramda dikilen sen! Benim hayatımı kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bydigi.org/wp-content/images21.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-311" src="http://www.bydigi.org/wp-content/images21.jpg" alt="" width="98" height="129" /></a></p>
<p> </p>
<p>doğduğum kentte uykularında gezen bir ana kız yaşardı.<br />
bir gece dünyayı sessizlik kucaklamışken uykuda yürüyen anneyle kızı sisle örtülmüş bahçelerinde karşılaştılar.<span id="more-312"></span><br />
Ve anne dedi ki, &#8220;sonunda, sonunda düşmanım! Benim gençliğimi parçalayan sen-kendi hayatını benimkinin kalıntıları üstüne kurdun! Seni öldürebilmeyi isterdim!&#8221;<br />
Ve kızı dedi ki, &#8220;Ah kin dolu kadın, yaşlı bencil! Özgür benliğimle aramda dikilen sen! Benim hayatımı kendi solmuş hayatının yankısı yapmak isteyen sen! Ölmüş olmanı isterdim!&#8221;<br />
O anda bir horoz öttü ve iki kadın da uyandı.Anne kibarca dedi ki, &#8220;Sen misin hayatım?&#8221; Ve kızı kibarca cevapladı, &#8220;Evet, canım.&#8221;<br />
Halil Cibran</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/uyurgezerler.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ayırmayın Amca</title>
		<link>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/ayirmayin-amca.html</link>
		<comments>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/ayirmayin-amca.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 06:33:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Botan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler, Denemeler]]></category>

		<category><![CDATA[Ayırmayın Amca]]></category>

		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bydigi.org/?p=309</guid>
		<description><![CDATA[
 
Milli Eğitim Bakanı amca!
Benim adım Yeğsapet. 7 yaşındayım. İlkokul 1. sınıfta okuyorum. Kuyriğim (ablam) de 9 yaşında, o da 3. sınıfta okuyor. Oyrortum (Ermenice öğretmenim) bana Ermenice bir Vodanavor ( şiir) verdi. &#8220;Kızım bu şiiri iyice öğren, öğretmenler gününde okuyacaksın&#8221; dedi. 
 
Öğretmeni de kuyriğime bir türkçe şiir verdi. Mamam bize yardım etti. Günlerce şiirlerimizi ezberledik. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bydigi.org/wp-content/images20.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-310" src="http://www.bydigi.org/wp-content/images20.jpg" alt="" width="107" height="125" /></a></p>
<p> </p>
<p>Milli Eğitim Bakanı amca!</p>
<p>Benim adım Yeğsapet. 7 yaşındayım. İlkokul 1. sınıfta okuyorum. Kuyriğim (ablam) de 9 yaşında, o da 3. sınıfta okuyor. Oyrortum (Ermenice öğretmenim) bana Ermenice bir Vodanavor ( şiir) verdi. &#8220;Kızım bu şiiri iyice öğren, öğretmenler gününde okuyacaksın&#8221; dedi. <span id="more-309"></span></p>
<p> </p>
<p>Öğretmeni de kuyriğime bir türkçe şiir verdi. Mamam bize yardım etti. Günlerce şiirlerimizi ezberledik. &#8220;Öğretmenim canım benim seni ben pek çok severim&#8221; diyecektim Ermenice. Bu şiiri de söylerken kollarımı iki yana açarak öğretmenimi kucaklar gibi yapacaktım. Kuyriğim ve mamamla beraber günlerce bunun provasını yaptık evde. Çok güzel söylüyordum. Kucaklar gibi yaparken de çok sahici yapıyordum. Öğretmenim yerine mamamı kucaklarken Kuyriğim bana &#8220;aferim Yeğso çok güzel yapıyorsun&#8221; diyordu.</p>
<p>Gecelerce gözüme uyku girmedi. Öğretmenler günü çabuk gelsin istiyordum. Tören günü mamam bize cicişlerimizi giydirdi. Mamam da o gün çok cici giyinmişti. Babam da bizimle törene gelmişti. Bizi izleyeceklerdi. Tören başladı. Hepimiz önce &#8220;korkma sönmez&#8221;i söyledik. Sonra müdürümüz Türkçe bir konuşma yaptı, öğretmenlere teşekkür etti. Hepimiz onu alkışladık. Sonra çocuklar çıktı Türkçe bir şarkı söylediler. Onları da alkışladık. En çok ben alkışladım, ben alkışı çok severim amca.</p>
<p>İşte sıra bana geliyordu. Şimdi beni çağıracaklardı. Heyecanlanıyordum. Onlar beni çağırmadan hemen sahneye fırladım. Biraz sonra beni de alkışlayacaklardı&#8230; Ama öğretmenim beni kolumdan tuttu &#8220;sen otur Yeğsapet sen bugün söylemeyeceksin&#8221; dedi.</p>
<p>Ben şiirimi söyleyemedim amca. Beni hiç kimse alkışlamadı. Alin de şiirini söyleyemedi, Bedros da, Armen de. Hiçbirimiz söyleyemedik. Ama kuyriğim söyledi. Sadece Türkçe şiiri olanlar söylediler, Ermenice şiiri olanlar söyleyemediler. İngilizce piyes oynayanlar da alkışlandılar. Ben çok üzüldüm amca. Mamama sordum. &#8220;Mama biz niye şiirimizi söyleyemedik&#8221;? &#8220;Kızım&#8221; dedi, &#8220;amcalar haber göndermişler, Ermenice söylenmeyecek demişler&#8221;.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanı amca! Amcalar niçin böyle haber göndermişler acaba? Ermenice öğretmenime şiir söyleyecektim ben oysa.</p>
<p>Hem Türkçe öğretmenlerim de o gün çok sevinçliydiler. Ama amcalar Ermenice öğretmenlerimi çok üzdüler. Beni de çok üzdüler.</p>
<p>Aynı gün onlara da şiir söylesek, onlar da sevinse olmaz mı acaba? Milli Eğitim Bakanı amca! Ermenice öğretmenlerim için başka bir &#8220;öğretmenler günü&#8221; mü var yoksa? Halbuki ben iki öğretmenimi de çok seviyorum, amcalar onları niçin bölüyor niçin ayırıyor acaba?</p>
<p>Milli Eğitim Bakanı amca! Kim bu amcalar acaba?<br />
Kız o amcalara hemi&#8230;<br />
Hrant Dink</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/ayirmayin-amca.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çağımdan Utanıyorum</title>
		<link>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/cagimdan-utaniyorum.html</link>
		<comments>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/cagimdan-utaniyorum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jul 2008 06:27:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Botan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler, Denemeler]]></category>

		<category><![CDATA[A.Kadir Konuk]]></category>

		<category><![CDATA[Çağımdan Utanıyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bydigi.org/?p=307</guid>
		<description><![CDATA[
 
Kentin tanınmış işverenlerinden birinin güzel eşi, sabahın erken saatlerinde Asliye Hukuk Hakimliği&#8217;nin günlük işler odasının önüne geldi.
 Orada herhangi bir haber için pusuya yatmış bulunan paparazzi muhabirleri kadının morarmış gözlerini ve kanayan burnunu görünce, günün en önemli haberini yakalamış olmanın sevinci ve heyecanıyla deklanşörlere bastılar. Daha ne olup bittiğini bile bilmeden kafalarında haberlerinin başlığını hazırlamışlardı:
&#8220;Sevgilisiyle basılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bydigi.org/wp-content/ca7ycnjd2.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-308" src="http://www.bydigi.org/wp-content/ca7ycnjd2.jpg" alt="" width="114" height="118" /></a></p>
<p> </p>
<p>Kentin tanınmış işverenlerinden birinin güzel eşi, sabahın erken saatlerinde Asliye Hukuk Hakimliği&#8217;nin günlük işler odasının önüne geldi.<span id="more-307"></span></p>
<p> Orada herhangi bir haber için pusuya yatmış bulunan paparazzi muhabirleri kadının morarmış gözlerini ve kanayan burnunu görünce, günün en önemli haberini yakalamış olmanın sevinci ve heyecanıyla deklanşörlere bastılar. Daha ne olup bittiğini bile bilmeden kafalarında haberlerinin başlığını hazırlamışlardı:</p>
<p>&#8220;Sevgilisiyle basılan ünlü iş adamının eşi, gecelikle geldiği Asliye Hukuk Hakimliği kaleminde, kocasından boşanmak için on milyar lira nafaka isteyeceğini belirtti&#8230; Güzel kadın ayrıca, isteyen televizyon kanalında şarkı da söyleyebileceğini açıklayarak &#8216;ötekilerden ne ferkım var, göğüsse göğüs, kalçaysa kalça, az biraz da sesim var elbette&#8217; dedi&#8230;&#8221;<br />
Böyle bir haber için muhabirlerin cebine oldukça yüklü bir para girebilirdi. Ama ünlü iş adamının eşi nedense tüm zorlamalara karşın konuşmuyor, açıklama yapmıyor sadece arada bir mırıldanırcasına &#8220;Çağımdan utanıyorum&#8221; diyordu.</p>
<p>Asliye Hukuk Hakimliği&#8217;nin günlük işler odasının palabıyıklı, göğsü kıllı odacısı kadına bakıp, homurtuya benzeyen sesiyle &#8220;Fesüphanallah! Hanım hanım&#8221; diye bağırdı, &#8220;Kim bu Çağın? Neden utanıyorsun sen bu Çağın&#8217;dan? Böyle burnu kanlı, gözü mor ve üstelik gecelikle, yataktan kaçmış gibi mahkeme kapısına gelmekten utanmıyorsun da Çağın denilen her kimse ondan neden utanıyorsun?&#8221;</p>
<p>Kadın palabıyıklı, göğsü kıllı odacıya da yanıt vermedi. Burnunu çekerek, gözyaşlarını silerek beklemeye devam etti. Az sonra büronun tüm memurları gelip, tek tek geçtiler masalarına. Odacı onların çaylarını, kahvelerini verirken dışarıda bekleyen güzel, ama suratı dağılmış kadının &#8220;Ünlü bir iş adamının karısı olduğunu ve Çağın&#8217;dan utandığını&#8221; odacıdan öğrendiler.<br />
&#8220;Bu Çağın mutlaka kocasıdır&#8221; dedi süslü bir kadın memur. &#8220;Herifi boynuzlattı, basıldı. Şimdi de utanma numaralarına yatıyor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Hayır efendim&#8221; dedi çok bilmiş bir erkek memur. &#8220;Yanıldınız, kocasının adı Çağın değil. Bence bu Çağın, kadının oğlunun, kızının ya da torununun adı.&#8221;<br />
&#8220;Olamaz&#8221; dedi müdür. &#8220;Bugünlerde kimse oğlundan, kızından, torunundan utanmıyor. Bu Çağın olsa olsa takma bir isimdir. Çünkü böyle uyduruk isimler bizim isim listemizde yoktur. Ne demek efendim Çağın? Ne anlama geliyor bu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Peki ama neden çağırıp kadının kendisine sormuyoruz bunu&#8221; dedi bir başka erkek memur, kahvesinden höpürtülü bir yudum aldıktan sonra. Bu düşünce odada bulunanların hepsi tarafından uygun bulununca odacıya kadını çağırmasını söylediler.</p>
<p>Genç kadın burnunu silerek girdi odaya. Gözleri iyice şişmiş, neredeyse kimseyi göremeyecek hale gelmişti. Odacı onu müdürün masasına doğru itekledi. Müdürün iri iri açılmış gözleri kadının tül geceliğinin altından görünen siyah iç çamaşırlarına yapışıp kalmıştı. Bir süre sonra &#8220;Buyur hanım&#8221; dedi müdür, açıkça yutkunarak &#8220;Şikayetin nedir?&#8221;<br />
&#8220;Utanıyorum&#8221; dedi genç kadın, &#8220;Çağımdan utanıyorum.&#8221;<br />
&#8220;Kim bu Çağın, hanım, neden utanıyorsun ondan?&#8221;<br />
&#8220;Yirminci yüzyılın sonu&#8221; dedi kadın mırıltıya benzeyen bir sesle.</p>
<p>&#8220;Allah allah, neden utanıyorsun yirminci yüzyılın sonundan, sana ne yaptı yiminci yüzyılın sonu&#8221; dedi müdür dalga geçercesine. Kadının &#8220;akıldan yayan&#8221; olduğuna inanmış, sabah sabah neşelenebilmek için hemen biraz dalga geçmeye karar vermişti.<br />
&#8220;Elbette utanırım&#8221; dedi genç kadın burnunu çekerek. &#8220;Bu çağda böylesine saçma olaylar yaşandığı için utanıyorum.&#8221;<br />
&#8220;Dışarıda bekleyen bir yığın insan var hanım&#8221; dedi müdür yutkunarak, &#8220;Derdin neyse kestirmeden söyle, oyalama bizi.&#8221;</p>
<p>Burnunu silmek isteyen kadın kolunu kaldırınca müdür onun koltukaltını görmüş içi bayılmıştı. Kadın kolunu indirdiği halde o hâlâ aynı noktaya bakıyordu.<br />
&#8220;Kestirmeden söyleyemem&#8221; dedi kadın, &#8220;On yıllık evliliğimin yıkılışını öyle iki kelimeyle kestirmeden anlatamam.&#8221;</p>
<p>&#8220;Aha&#8221; dedi müdür, &#8220;Biriyle mi bastılar seni?&#8221;<br />
&#8220;Terbiyeli olun&#8221; dedi kadın sertçe, &#8220;Kiminle basacaklarmış beni?&#8221;</p>
<p>&#8220;Çağınla&#8221; dedi bir memur fısıltıyla, ama kadın duydu ve &#8220;Çağımla basılsam gam yemezdim&#8221; diye yanıtladı onu. &#8220;Çağım uzay çağı. İlerici, gelişmiş. Benim derdim çağıma uymayan kocam.&#8221;<br />
&#8220;Kocanız mı&#8221; diye merakla sordu müdür. &#8220;Eve kuma mı getirdi yoksa?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hayır. Kuma getirse iyiydi. Ben ona yetmiyordum derdim, gönlü başkasına düştü derdim, kabullenmesem bile çocuklarımın mutluluğu için yüreğime taş basar, belki sessiz kalırdım, ama o daha kötüsünü yaptı.&#8221;<br />
&#8220;Ne yaptı kocan, söyle allah aşkına be kadın.&#8221;<br />
&#8220;Benim allah için söylenecek hiç bir şeyim yok. O görüyor herşeyi. Söylersem kul için söyleyeceğim. Kocam bana orospu dedi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Neden? Bir şey mi yaptın?&#8221;<br />
&#8220;Yaptım ya, bir şey yaptım. Siz ne sanıyorsunuz beni? Ben sadece türkü söyledim&#8221; dedi kadın burnunu çekerek.<br />
&#8220;Elbette bir gazinoda söylediniz türküyü&#8221; dedi müdür, dudaklarını yalayarak.<br />
&#8220;Hayır, evimin mutfağında türkü söylüyordum.&#8221;<br />
&#8220;Bak hanım&#8221; diyerek çıkıştı müdür, &#8220;fazla zamanım yok. Şimdi söyleyeceklerini kayda geçireceğim. Tek tek anlat derdini. Ama sakın yalan söyleme. Bir de ikide bir kolunu havaya kaldırma.&#8221;<br />
&#8220;Neden kolumu havaya kaldırmayacak mışım? Burnumu silmek istiyorum.&#8221;<br />
&#8220;O zaman başını eline doğru eğ. Evet, ne oldu da kocan sana orospu dedi?&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz on yıldır evliyiz. Kocam kendi halinde, ama varlıklı biri. Bir gece şansı döndü, ne olduysa zengin oldu. Ben böyle şeylerden pek anlamam. Mutfağa ne girerse ona bakarım. Zaten bir kadının kocasına &#8216;nereden buldun&#8217; diye sorması bence en büyük terbiyesizliktir. Erkeğin görevi bulup buluşturup evine bakmaktır. Ama o zengin olduktan kısa bir süre sonra o kamyon olayı yaşandı. O kazadan sonra kocam her gün nedense yığınla kamyon görmeye başladı rüyasında. Geceleri korkuyla uyanıyordu. Kamyonlar ona çarpıyorlarmış durmadan. &#8216;Senin de Susurluk&#8217;unu çıkaracağız&#8217; diyorlarmış kamyonlar ona.&#8221;<br />
&#8220;E&#8230; sonra, çarptı mı kamyonlar kocana?&#8221;<br />
&#8220;Çarpmadılar. Çarpsalardı belki daha iyi olur, ailem kurtulurdu. Ama çarpmadılar işte adi kamyonlar. Sonra bu sabah yine çıldırdı.&#8221;<br />
&#8220;Neden?&#8221;<br />
&#8220;Önce ben de bilmiyordum nedenini. Mutfakta sabah kahvaltısını hazırlıyordum ona. Aklıma güzel bir türkü geldi ve söylemeye başladım. Kocam severdi sesimi eskiden. O türküyü de çok söylettirmişti bana.&#8221;<br />
&#8220;Hangi türkü bu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Allahım neydi günahım, türküsü.&#8221;<br />
&#8220;Güzel mi söylüyorsun bu türküyü?&#8221;<br />
&#8220;Allah var yukarıda, beni sevmeyen komşu kadınlar bile severlerdi sesimi. Ben söyleyince oturur ağlarlardı. Bazılarına da iyi geliyormuş bu türkü, rahatlıyorlarmış.&#8221;<br />
&#8220;Ben de böyle bir şey okumuştum gazetede&#8221; dedi kadın memur, &#8220;Türk müziğinden bazı makamlar bazı hastalıklara bile iyi geliyormuş.&#8221;<br />
&#8220;Haydii&#8221; dedi erkek memur, dalga geçerek. &#8220;Hangileriymiş onlar?&#8221;</p>
<p>&#8220;Neva makamı kadın hastalıklarına iyi geliyormuş, Rehani makamı baş ağrıları için birebirmiş, Zengüle makamı kalp ağrılarını şıpınişi iyi ediyormuş&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Billahi inanmam&#8221; dedi müdür.<br />
&#8220;İnanın müdür bey. Avrupalı iki doktor söylemiş bunları. Adları da Leopold Gutjahr ile Edgar Hattic&#8217;miş bunların.&#8221;<br />
&#8220;Hastirsinler&#8221; dedi müdür.</p>
<p>&#8220;Dahası var&#8221; dedi kadın memur, &#8220;Buselik makamı bel ağrılarına, Hüseyni makamı midesinden çekenlere, Hicaz makamı da kısırlığa iyi geliyormuş.&#8221;<br />
&#8220;Bırak, bırak şu zırvaları&#8221; dedi müdür sertçe kadın memura ve genç kadına döndü:<br />
&#8220;Türküyü iyi söylediğini anladık, bakın türküler dertlere de iyi geliyormuş. O zaman neden kızdı kocan?&#8221;<br />
&#8220;Ben de anlamadım zaten. Geceyi neşeli geçirmiş, sabah mutlu uyanmıştık. Ona çok güzel bir kahvaltı hazırlayıp, yatağına götürecektim. Yumurtalar haşlanırken türküye başladım. Sabahları daha yanık olur sesim. Ve birden o belirdi kapının yanında. Orospu diye bağırdı bana, dövmeye başladı.&#8221;<br />
&#8220;Hanım, yumurtalarla birlikte başka bir şey kaynamıyordu mutfakta değil mi?&#8221;<br />
&#8220;Ne demek istiyorsunuz siz? Ne kaynayacakmış yumurtalarla birlikte?&#8221;</p>
<p>&#8220;Neyse kızma devam et. Sonra ne oldu?&#8221;<br />
&#8220;Beni yarım saat, evet tam yarım saat evire çevire, keyfine göre dövdü. O arada rafadan pişecek yumurtalar taş gibi katı oldular. Bu kez de yumurtalar neden taş gibi oldu diye dövdü.&#8221;<br />
&#8220;Şimdi sen buraya kocan dövdüğü için mi geldin?&#8221; diye sordu müdür. &#8220;Eğer öyleyse hemen söyleyeyim, hiç şansın yok. Çünkü TBMM ev içinde atılan dayakların aile içi sorunlardan olduğu için boşanma nedeni olmadığını karara bağlamış durumda.&#8221;<br />
&#8220;Dövdüğü için gelmedim&#8221; dedi kadın, &#8220;Çok dayağını yedim ben onun on yılda. Kocamdır, döver de sever de dedim katlandım. Ama bu kez bitti artık.&#8221;<br />
&#8220;Neden?&#8221;<br />
&#8220;Bana orospu dedi.&#8221;<br />
&#8220;Neden?&#8221;<br />
&#8220;Neden neden? Türkü söylediğimi söyledim ya size.&#8221;<br />
&#8220;Allahım neydi günahımı söylemiştin değil mi? Ama allahını seversen kolunu kaldırmadan konuş.&#8221;<br />
&#8220;Evet, o türküyü söyledim diye orospu dedi bana.&#8221;<br />
&#8220;Gerçekten başka bir neden yok değil mi?&#8221;<br />
&#8220;Başka ne gibi bir neden olabilir ki? Ben kocama her zaman sadık kaldım.&#8221;<br />
&#8220;Allah allah, peki ne demeye kızdı bu adam? Aklından zoru mu var?&#8221;<br />
&#8220;Kızdı çünkü önceki gün aldığı gazeteyi ben kahvaltısını hazırlarken okumuş.&#8221;<br />
&#8220;Ahha! Şimdi anladım, gazete okurken adamı rahatsız ettin.&#8221;</p>
<p>&#8220;Değil. Gazetedeki bir yazıyı okuduktan sonra kızmış.&#8221;<br />
&#8220;Ne yazıyormuş gazetede?&#8221;<br />
&#8220;Ülkemizin tanınmış bir üniversitesi olan Marmara Üniversitesi&#8217;nin İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doçent Doktor Bekir Topaloğlu &#8216;kadın sesi kulak zinasına yol açar demiş&#8217;, diye yazıyormuş gazetede.&#8221;<br />
&#8220;Bunca yıllık Asliye Hukuk Memuruyum böyle bir zina çeşidi duymadım&#8221; dedi müdür.</p>
<p>&#8220;Varmış işte&#8221; dedi kadın burnunu silerken.<br />
&#8220;Kolunu kaldırmaaa&#8221; diye bağırdı müdür. &#8220;Nasıl varmış?&#8221;<br />
&#8220;Doçent Doktor söylemiş ya, işte. Gazeteci Burhan Bozgeyik de &#8216;kadının türkü söylemesi yakıcı, helak edici, insanı cehenneme sevkedici büyük günahlar arasındadır&#8217; diye yazmış doçentin sözlerinin altına.&#8221;<br />
&#8220;Peki ne ilgisi var bu sözlerin senin kocanla?&#8221;<br />
&#8220;Ben türkü söyleyince&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Mahallenin erkekleri günaha girdi&#8221; diyerek söze karıştı bir erkek memur.</p>
<p>&#8220;Öyle olmuş&#8221; dedi kadın.<br />
&#8220;Nasıl günaha girmişler, anlayamadım&#8221; diye sordu müdür.<br />
&#8220;Sesimi duyunca orgazm olmuşlar&#8221; dedi kadın, müdürün gözlerinin içine &#8220;ne kadar aptalsınız&#8221; der gibi bakarak.<br />
&#8220;Terbiyeli konuş kadın&#8221; diye bağırdı müdür, &#8220;bir devlet dairesinde olduğunu unutma. Kim söyledi öyle olduğunu sana?&#8221;</p>
<p>&#8220;Kocam. Türkü söyleyince sesimle zina yapmışım.&#8221;<br />
&#8220;Gören var mı senin zina yaptığını? Zinanın zina olduğunu saptamak için Kur&#8217;an-ı şerif dört erkeğin tanıklık etmesinin gerektiğini belirtir. Hazreti Aişe&#8217;ye iftira edilmişti de bir ayet inmişti o zamanlar, dört erkek tanık gerekir diye. Var mı kocanın tanığı?&#8221;<br />
&#8220;Ne bileyim ben. Mutfakta cam açık, ama perde kapalıydı.&#8221;<br />
&#8220;Yani sen zinayı kapalı perdeler arkasında yaptın?&#8221;<br />
&#8220;Ne zinası be adam&#8221; diye bağırdı kadın. &#8220;Ben türkü söyledim, türküü.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bağırma! Tamam işte, sen türkü söyleyince apartmandaki erkekler orgazm oldular.&#8221;<br />
&#8220;Nereden biliyorsunuz onların öyle olduklarını&#8221; diye sordu kadın.<br />
&#8220;Doçent doktor söylediğine göre&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Ben o doçentin ağzına&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Terbiyeli ol kadın, devletin memuru olan böyle yüce bir bilim adamına uluorta sövemezsin.&#8221;<br />
&#8220;Söverim. Benim on yıllık yuvamı yıkan, eşimi canavara çeviren o gazetecinin de ağzının içine Susurluk kamyonunu sokarım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kendine gel hanım! Kolunu kaldırmaa.&#8221;<br />
&#8220;Şikayetçiyim&#8221; dedi kadın burnunu sildikten sonra.<br />
&#8220;Kimden şikayetçisin?&#8221;<br />
&#8220;O doçentten, gazeteciden ve kocamdan.&#8221;<br />
&#8220;Neden?&#8221;<br />
&#8220;Beni elbirliğiyle dövdükleri için.&#8221;<br />
&#8220;Doçentle gazeteci ne arıyorlardı sabah sabah sizin evde?&#8221;<br />
&#8220;Kendileri yoktu ama yazıları, sözleri vardı.&#8221;<br />
&#8220;Yazılar mı dövdü seni yani? Güldürme insanı.&#8221;<br />
&#8220;Neden gülecekmişsiniz? Ses ile orgazm olan dümbükler neden yazılarıyla insanı dövemesinler?&#8221;<br />
&#8220;Git işine be kadın. Hem böyle bir kıyafetle sokağa çıkıyor, devlet dairesine geliyor, milleti günaha sokuyorsun, devletin memurlarına hakaret ediyorsun, hem de şikayetçi olduğunu söylüyorsun.&#8221;</p>
<p>Kadın bir süre müdüre baktı. Sonra kapının arkasında duran sandalyeyi alıp müdürün masasının tam karşısına oturdu. İki kolunu birden havaya kaldırıp ellerini dua edercesine açtı ve &#8220;Allahım nedir günahım&#8221; diye bağırarak türkü söylemeye başladı.</p>
<p>Odacı sesi duyup odaya dalınca, müdür ona kadını hemen odadan çıkartmasını emretti. Odacı müdüre suçlu suçlu baktı ve &#8220;Kadını dışarıya çıkardıktan sonra hemen eve gitmem gerek müdür bey&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Neden, ne oldu&#8221; diye bağırdı müdür.<br />
&#8220;Boy abdesti alacağım müdür bey&#8221; dedi odacı.<br />
&#8220;Ne oldu da boy abdesti alıyorsun şimdi?&#8221;<br />
&#8220;Bu kadın benimle zina yaptı.&#8221;<br />
&#8220;Ne? Vay be? Kadına bak. Gözümüzün önünde hem de. Yaz katip: dört kişinin gözünün önünde türkü söylemek biçimiyle koridorda bekleyen odacı ile zina yaptığından&#8230;&#8221;</p>
<p>Kadın içeriye giren polisler tarafından yaka paça götürülürken &#8220;Çağımdan utanıyorum&#8221; diye bağırıyordu. Müdür onun arkasından &#8220;Senin çağına tüküreyim&#8221; diye mırıldandı. &#8220;Beni de günaha soktun sabah sabah.&#8221;<br />
Köşede oturan erkek memur &#8220;Haklısınız müdür bey&#8221; dedi, &#8220;Bu kadın hepimizi günaha soktu. Benim de gidip boy abdesti almam gerek.&#8221;</p>
<p>&#8220;Size ne oldu&#8221; diye sordu müdür.<br />
&#8220;Göz zinası müdür bey, göz zinası.&#8221;<br />
&#8220;Bugün Cuma değil mi&#8221; diye sordu müdür ve yanıt beklemeden devam etti, &#8220;Öğlen namazına da az kaldı. Ben de eve uğramayı düşünüyordum. O zaman hepimiz birlikte gidelim. Kapıya bir yazı asın. Keşfe gittiğimizi belirtin. Beklemesin millet.&#8221;<br />
&#8220;Peki ben? Ben ne olacağım?&#8221; dedi kadın memur. &#8220;Bana bir şey olmadı ki?&#8221;</p>
<p>&#8220;Sen de git kocana türkü söyle, o zaman olur&#8221; dedi müdür.<br />
On dakika sonra müdür evinin merdivenlerinden çıkarken türkü söyleyen kadın seslerini duydu. Hışımla evden içeriye daldı ve eşini teybin yanında yakaladı. Onu aniden karşısında bulan kadın, &#8220;Gel bey gel&#8221; dedi, &#8220;hele bak şu türküye. Diline kurban olduğum &#8216;Şehadet çiçekleri&#8217; ne güzel tesettür popu yapıyorlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kim, kim ne yapıyor&#8221; diye bağırdı müdür.<br />
&#8220;Bizim partinin tesettür pop grubu &#8216;Şehadet çiçekleri&#8217; türkü söylüyorlar.&#8221;<br />
&#8220;Ne diyorlar peki?&#8221;<br />
&#8220;Bak, bak dinle, &#8216;Erbakanı seveyim, oyumu vereyim, davanda öleyim, refahım benim&#8217; diyorlar.&#8221;<br />
&#8220;Kolunu kaldır kadın&#8221; diye bağırdı müdür, &#8220;yatağı hazırla! Daha fazla dayanamayacağım.&#8221;</p>
<p>Ertesi gün gazetelerin aktüalite sayfalarında, paparazzi muhabirlerinin önceki gün çektikleri &#8220;Çağından utanan kadın&#8221; fotoğrafları boy boy yayınlandı. Kadının iç çamaşırlarının ve bacaklarıyla göğüslerinin öne çıkarıldığı görüntülerin altında şöyle bir yazı vardı:<br />
&#8220;Asliye Hukuk Hakimliği&#8217;nin kalemindeki memurlar ve kapıcıyla göz ve kulak zinası yapan ünlü iş adamının karısı gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkemede hakime &#8216;Allahım nedir günahım&#8217; isimli türküyü söylemek isteyince tutuklandı.&#8221;<br />
A.Kadir Konuk</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bydigi.org/edebiyat/hikaye-ve-deneme/cagimdan-utaniyorum.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
